Bilim

Zaman Nedir? Basit Bir Anlatım ile Zaman Kavramı

1

Zaman, herkes tarafından bilinir, ancak hala anlaması ve tanımlanması zor bir kavramdır. Bilim, felsefe, din ve sanat farklı zaman tanımlarına sahiptirler, ama ölçüm sistemi göreceli olarak tutarlıdır. Saatler, saniyeleri, dakikaları ve saatleri temel almaktadır. Temel olarak bu birimler tarih boyunca değişkenlik gösterse de, kökleri antik Sümer’e kadar uzanmaktadır. Günümüzde, modern uluslararası zaman birimi, saniye, sezyum atomunun elektron geçişi ile tanımlanmaktadır. Ama, tam olarak nedir?

Zamanın Bilimsel Tanımı

Zaman ve rakamlar

Fizikçiler, zamanı geçmişten günümüze geleceğin ilerlemesi olarak tanımlamaktadırlar. Basitçe tanımlayacak olursak bir sistem değişmiyorsa, zamansızdır diğer bir deyişle sonsuzdur. Üç boyutlu uzayda olayları tanımlamak amacı ile kullanılan, gerçekliğin dördüncü boyutu olarak düşünülebilir. Gördüğümüz, dokunduğumuz ya da tattığımız bir şey değildir, ama geçişini ölçebiliriz.

Zamanın Oku

Fizik denklemleri, zamanın geleceğe doğru (pozitif) veya geçmişe doğru (negatif) geçip geçmediği hususunda eşit seviyede iyi çalışmaktadır. Ancak, doğal dünyada zamanın tek bir yönü vardır, zamanın oku olarak anılır. Zamanın geri alınamamasının sebebi ise, bilim dünyasında çözümlenememiş olan en büyük sorulardan birisidir.

Açıklamalardan birisi, doğal dünyanın termodinamik yasalarını takip etmesidir. Termodinamiğin ikinci kanunu, kapalı bir sistemde, sistemin  entropisinin sabit kaldığını veya arttığını belirtmektedir. Eğer evrenimizi kapalı bir sistem olarak düşünürsek, evrenin entropisi (düzensizliği) asla azalmaz. Diğer bir deyişle, evren, daha önce bulunduğu bir duruma geri dönemez. Geriye doğru gidemez.

Zamanın Genişlemesi

Zaman ve genişleme

Zaman Genişlemesi İçin Bir Örnek

Klasik mekaniğe göre zaman her yerde aynıdır. Sekronize saatler ise uyum sağlar. Yine de Einstein’ın genel görelilik kuramından, zamanın göreceli olduğunu  bilmekteyiz. Zaman, bir gözlemcinin referans noktasına bağlıdır. Bu, zaman genişlemesi ile sonuçlanabilir, bu durumda olaylar arasındaki zamanın, ışık hızına yaklaşması ile daha uzun hale gelir. Hareketli saatler, hareketsiz saatlerden daha yavaş çalışmaktadır, hareketli saatin ışık hızına yaklaşmasıyla birlikte bu etki daha belirgin hale gelmektedir. Jetlerde ki saatler veya yörünge kayıt süreleri Dünya’dakilere göre daha yavaştır, müon parçacıkları düşerken daha yavaş çürümektedir ve Michelson-Morley deneyi uzun daralma ve zaman genişlemesini doğrulamaktadır.

Zamanda Yolculuk

Zamanda yolculuk, uzayda farklı noktalar arasında hareket etmek gibidir, içerisinde de farklı noktalar arasında veya geriye doğru hareket etme anlamına gelir. Zamanda ileri sıçrama olayı doğada gerçekleşmektedir. Uzay istasyonundaki astronotlar, dünyaya döndüklerinde ve istasyondaki durumlarına göre daha yavaş hareket ettiklerinde zamanda ileri atlamış olurlar.

Ancak, zamanda geçmişe doğru yolculuk yapmak sorunlar oluşturmaktadır. Sorun, nedensellik veya sebep ve sonuç ilişkisinden kaynaklanmaktadır. “Dede paradoksu” bunun için klasik bir örnektir. Paradoksa göre, anne veya babanız doğmadan önceki bir zamanda seyahat edip büyük babanızı öldürürseniz, kendi doğumunuzu engellemiş olursunuz. Birçok fizikçi, geçmişe doğru zamanda yolculuğun imkansız olduğunu savunmaktadır, fakat paralel evrenler veya sapma noktaları arasında gidip gelmek gibi geçici paradoksların çözümleri vardır.

Zaman Algısı

İnsan beyni, zamanı algılamak için donatılmıştır. Beynin suprakiazmatik çekirdekleri, günlük veya 24 saatlik ritimlerden sorumlu olan bölgedir. Nörotransmiterler ve ilaçlar zaman algısını etkilemektedir. Nöronları harekete geçiren kimyasallar, normal hızlanma süresinden daha hızlı etki ettiklerinde, nöronların etkileşiminin yavaşlaması ile birlikte zaman algısı da yavaşlamaktadır. Temel olarak, zaman hızlandığında beyin bir aralık içerisinde daha fazla olayı ayırt eder. Bu açıdan, zaman, eğlenirken gerçekten hızlı akıyor gibi görünmektedir.

Tehlike anında ve acil durumlarda ise yavaş akıyor gibi görünür. Houston’daki Baylor College of Medicine’deki bilim adamları beynin gerçekten hızlanmadığını ama amigdala bölgesinin daha aktif hale geldiğini açıkladılar. Amigdala, beyinde anıların oluştuğu bölgedir. Daha fazla anı ortaya çıktıkça, uzamış gibi görünür.

Aynı olay, yaşlı insanların zamanı daha genç yaşlardaki hallerine göre neden daha hızlı hareket ediyormuş gibi algıladıklarını açıklamaktadır. Psikologlar, beynin tanıdık olaylara nazaran yeni deneyimlerden daha fazla anı oluşturduğuna inanmaktadırlar. Yıllar geçip yaşlandıkça daha az anı  inşa edildiği için daha çabuk geçmektedir.

Zamanın Başlangıcı ve Bitişi

Söz konusu evren olduğunda, zamanın bir başlangıcı vardır. Big Bang (Büyük Patlama) meydana geldiğinde, başlangıç noktası 13.799 milyar yıl önceydi. Kozmik arka plan radyasyonunu Big Bang’den mikrodalgalar olarak ölçe bilmekteyiz, ancak daha öncesi ile ilgili olarak herhangi bir arka plan radyasyonu yoktur. Zamanın kökenine dair bir diğer argüman ise, zaman geriye doğru sonsuza kadar genişlemiş olsaydı, geceleri gökyüzü eski yıldızların ışığı tarafından doldurulurdu.

Zamanın sonu gelecek mi? bu sorunun cevabı bilinmemektedir. Evren sonsuza kadar genişlerse, zaman devam eder. Yeni bir Big Bang meydana gelirse, bulunduğumuz zamanın çizgisi sona erer ve yenisi başlar. Parçacık fiziği deneylerinde, rastgele parçacıklar bir vakum ile meydana gelir, bu yüzden evrenin durağan veya zamansız bir hale bürünmesi mümkün değildir. Bunu zaman gösterecek.

Kaynak:  thoughtco

Tuna PÜSGÜL
1993 yılında Denizli'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Denizli de tamamladıktan sonra 2010 yılında Karabük Üniversitesi Enerjisi Sistemleri Mühendisliği Bölümünü kazandı. 2015 yılında lisans eğitimini tamamladıktan sonra İngiltere'nin Londra şehrinde 8 aylık ingilizce eğitimi aldı. Türkiye'ye döndükten sonra askerlik hizmetini tamamladı. Şu anda İklimlendirme ve Havalandırma sektöründe Ar-Ge Mühendisi olarak kariyerini sürdürmektedir.

    Rüzgar Ölçümü ve Rüzgar Ölçüm Sistemleri

    Önceki Yazı

    İbn-i Heysem Kimdir ? Hayatı ve Eserleri

    Sonraki Yazı

    Bunları da beğenebilirsiniz

    1 Yorum

    1. Kuantum Mekaniği, Genel Relativite Teorisinin somut bir sonucudur. Bilindiği gibi Genel Relativite Teorisinde,
      ‘Büyük kütleli uzay cisimlerindeki saatler, küçük kütleli uzay cisimlerindeki saatlere göre geri kalırlar.’ (Gravitasyon
      alanlarındaki farktan dolayı) . Buna göre, jüpiterdeki bir saat, dünyadaki bir saate göre geri kalacaktır. Dünyadaki bir saat,
      ay’daki bir saate göre geri kalacaktır. Ay’daki bir saat ise, küçük kütleli bir meteordaki saate göre geri kalacaktır.’ Bunun doğruluğu
      bugüne kadar çeşitli deneylerle kanıtlanmıştır. Genel Relativite Teorisi’nin sonucudur. Teori burada sonlandırıldığı için, bilim insanları bu sonucu, (kütle -zaman) ilişkisini soyut olarak algılamışlardır.

      Oysa, zamanı etkileyen bu uzay kütleleri, kendileride zamandan somut olarak etkileneceklerdir. Bunu daha iyi anlayabilmemiz için ,Genel
      Relativite Teorisini şöyle devam ettirebiliriz.
      ‘Küçük kütleli bir meteordaki saat, Alfa taneciğindeki bir saate göre geri kalır. Alfa taneciğindeki bir saat, Beta taneciğindeki bir saate göre geri kalır. Beta taneciğindeki bir saat, x ışınındaki bir saate göre geri kalır. X ışınındaki bir saat, Gamma ışınındaki bir saate göre geri kalır.

      Büyük kütleli uzay cisimlerinin ömürleri, yani kütleden enerjiye, enerjiden kütleye dönüşme süreleri çok uzundur. Bunu gözlemlememiz çok zordur. Çünkü, web sitemden (www.timeflow.org) görüleceği üzere, 1 kg kütlenin uzaydaki ömrü 9.10^16 s ye, yani 2,851,927,903.26 yıldır.
      Fakat, çok küçük kütlelere sahip uzaydaki serbest parçaçıklarda bu, periodlar olarak gözlemlenmekte , kütleden enerjiye, enerjiden kütleye
      dönüşümler okadar kısa zamanlarda olmaktadır. Bu durum Kuantum Mekaniğini doğurmaktadır. (Dalga-Tanecik ikilemi) Bu, Genel Relativite Teorisinin kaçınılmaz somut bir sonucudur. Fizikçi Richard Feynman ‘Fizik Yasaları Üzerine’ adlı kitabında Kuantum Mekaniği ile ilgili olarak
      talebelerine, ‘Buna karşın, kuantum mekaniğini kimsenin anlamadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Küçük parçacıklar farklı davranırlar dalga-tanecik ikilemi olarak. Eğer yapabilirseniz, kendinize sürekli ‘ama bu nasıl olabilir?’ diye sormayın, çünkü çabanız boşunadır. Şimdiye kadar
      hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor. Buna kuantum mekaniksel bir davranış biçimi diyebiliriz.’ S/151. Demektedir. Halbuki bu, dalga ve tanecik ikileminin nedeni, yukarıda bahsemiş olduğum üzere, Kuantum Teorisi, Genel Relativite Teorisinin somut bir sonucudur. Bu durum Einstein’in ‘Tanrı zar atmaz’ sözünü doğrulamaktadır.

      Eğer, ‘Hız=Yol/Zaman’ formülü bilinmeseydi, hızı anlatabilmek için, eğer hızlı gitmişsek,’yol hızlandı ya da yol daraldı’ ifadelerini kullanacaktık. Eğer yavaş gitmişsek ‘yol yavaşladı ya da yol genişledi’ ifadelerini kullanacaktık. Bugün, zaman konusundaki ‘zamanın hızlanması ya da zamanın daralması’ ve ‘zamanın yavaşlaması ya da zamanın genişlemesi’ ifadeleri ‘Zaman Akışı=Zaman/Enerji’ formülünün bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Burada, yavaşlayan ya da hızlanan, daralan ya da genişleyen zaman değildir. ‘Zaman Akışı’ hızlanır ya da yavaşlar. Tıpkı hız gibi.

      Konu,web sitemde geniş olarak açıklanmıştır. Web sitem, Moskova Devlet Üniversitesi’ndeki, Zamanın Doğasını Araştırma Enstitüsü’nün
      web sitesi olan, ‘www.chronos.msu.ru/old/rweblinks.html’ mevcuttur. Ayrıca, Fransız Bilim İnsanı, Jean De Climont’un 2012 yılı yayını olan, ‘The Worldwide List of dissident Scientists’ adlı eserindeki ‘K’ indeksinde, ‘http://editionsassailly.com/liste_diss_alpha/climont%20full%20list%20K%20htm.htm’ makalelerim ve web sitem yeralmaktadır. Yine yayınlanan üç makalem vidainstitute.org/?page_id=656 Vida Institute sayfasındadır.

    Cevap Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bu konuda daha fazla Bilim